Arnavutköy, meşhur İpsilantis ailesinin ilk çileği yetiştirmesinden önce üzüm bağlarıyla kaplıydı. Burada İpsilantis ailesinden söz etmek gerekirse Aleksandros İpsilantis, 1726 yılında İstanbul’da doğmuş, 1774 yılında Eflak Beyliği görevine getirilmiştir. 1785 Osmanlı-Rus savaşında da Rus yanlısı olarak suçlanıp görevden alınmıştır. Bu olay sonrasında Avustralya’ya sığınan Aleksandros padişah III. Selim’in kendisini affetmesiyle bu görevini 1798 yılına kadar devam ettirmiş ve daha sonra İstanbul’a dönmüştür. İşte dillere destan Arnavutköy çileğinin ilk fidesi bu tarihlerde dikilmiş, Bizans dönemindeki üzüm bağları zamanla yerini çilek bahçelerine bırakmıştır.
İstanbul’un en lezzetli çileği Arnavutköy’de yetiştirilirdi. İki çeşit çilek mevcut olup 400 dekarlık tarlalarda senede 25-30 bin kilo Osmanlı Çileği, 40-45 bin kilo da Frenk çileği üretilirdi. Küçük, açık pembe renkli ve hoş kokulu olan Osmanlı çileği, daha sonraki zamanlarda başka semtlerde de yetiştirilmeye başlanmıştır. Ama ismi hep “Arnavutköy çileği” olarak kalmıştır.
Bir diğer çeşit olan Frenk çileği ise Osmanlı çileğine göre daha koyu renkli ve daha büyüktür. Sokakların, insanların çilek koktuğu o dönemde ilk mahsul mayıs ayında alınmaktaydı. İnsanlar emek vererek kendi elleriyle topladıkları çileklerden önce kendi ihtiyaçları kadarını alır, geri kalanını da sepetlere koyarak iskeledeki satış meydanına götürürlerdi, ayrıca da pazar kayıkları vasıtasıyla İstanbul’un pazarlarına taşınırdı. Çileğin yanısıra bu verimli topraklarda başka sebze ve meyveler de yetiştirilmekteydi. Tüm bu mahsuller de tıpkı çilekler gibi pazar kayıkları vasıtasıyla İstanbul pazarlarına götürülür ve satılırdı. Aynı zamanda bu kayıklar dönerken köyün ihtiyacı olan bakkaliye ve manifatura malzemelerini de beraberinde getirirlerdi.
O dönemlerde Arnavutköy’de hayvancılıkla uğraşan kesim de oldukça fazlaydı. Ayazmanın yanında İstanbul’daki gayri-Müslimlerin ihtiyaçlarını karşılayan domuz çiftliği bulunmaktaydı. Boğaz’da çeşit çeşit balıkların yaşadığı o dönemde, halkın bir kısmı da balıkçılıkla uğraşırdı. Bu balık ürünleri de kayıklar sayesinde İstanbul pazarlarına taşınırdı. Yani Arnavutköy’de tarım, hayvancılık, balıkçılık ve kayıkçılık yaygın mesleklerdendi.





