Dış Balat’ta, Haliç yoluyla İstanbul’un diğer bölgeleri ile iletişimi sağlayan iskeleler bulunmaktaydı. Bunlar, Eminönü’ndeki kapanlarla bağlantılı olan, meyve ve sebze gelişi için kullanılan Yemiş İskelesi, Odun İskelesi, Eyüp ve Galata arasındaki ulaşımı sağlayan vapur iskelesi, Hasköy-Balat arasındaki sürekli ve yoğun trafiği karşılayan kayık iskelesi, mavnaların (açık denize atık, çöp boşaltan gemi) yanaştığı iskele olarak sıralanmaktaydı.
Tarih boyunca 1838′lere kadar Haliç kıyıları, yaşayanlar için korunaklı ve güvenli bir liman niteliği taşımış, gerek balıkçılık, gerekse deniz ticaretinde etkin olmuştur. Ancak 1840′lardan sonra, deniz ticaretinde önemli değişiklikler görülmüş, Haliç sahilinde Sirkeci’den Balat’a kadar uzanan eski ahşap ticaret iskeleleri ve etrafındaki depolar, dükkanlar ve hanlar, önemlerini yitirmeye başlamıştır.
Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Haliç kıyılarına önce devlet fabrikalarının, ardından da her türlü atölye ve imalathanenin, mezbahanın gelmesi buraları büyük ölçüde değiştirmiştir. Fabrika atıkları Haliç sahiline dökülmeye başlamış, böylece kirlenmeye sebep olmuştur. Balat’ın açık lağımlarının 1890′a kadar Balat Limanı’na dökülmesi, Balat sahilinin ve Haliç kıyılarının uzun yıllar kötü kokmasına ve görünüm açısından çamur haline gelmesine neden olmuştur. Zamanla lağımların kapatılması için limana kazıklar çakılıp, üzerine topraklar dökülmüş, 1894 depreminde yıkılan bu kazıklar daha sonra sahil şeridini doldurmak için kullanılmıştır. Kıyı çizgisinde biçimsel değişim meydana gelmiştir. Haliç sahilindeki kirlenmeyle birlikte buradaki balıkçı kayıkları başka bölgelere avlanmaya gitmişlerdir.
3 Şubat 1860 tarihinde Eyüp, Defterdar, Balat, Fener, Hasköy ve Halıcıoğlu İskeleleri kayıkçılarının bekar ve genç olanlarına, cisr-i cedid (yeni köprü) içinde işleyen vapurlar ve kirlenme sebebiyle Boğaziçi ve Üsküdar tarafında avlanmaları izni çıkmıştır.





