Büyükada’nın Maden semtinin karşısında, 450×1000 m. ebadında, en yüksek noktası 55 m olan adaya önce “Terevinthos” adı, makilerin kokulu (aromalı) bitkileri nedeniyle verilmiştir. Osmanlılar zamanında bir süre Tavşanadası denilmesinin nedeni (Mikhail Komnen I. kayıtlarında olduğu gibi) adada epeyce tavşan bulunması idi. Cumhuriyet’in başlarından itibaren yine buradaki aromalı maki nedeniyle, “Sedefadası” denilmeye başlanmış; 1957 yılından itibaren Sedefadası ismi tescil edilmiştir.
8. yüzyıla kadar martıların yuvası, metruk Marmara adalarından biri idi. O yüzyıldan itibaren manastırlar, sürgünler dönemi, yine boşluk, Osmanlı döneminde boşluk ve Cumhuriyet’de kooperatif haline gelişi…
Burgazadası’nın önündeki Kaşıkadası gibi, üzerinde pek az arkeolojik kalıntı bulunuyor. Sedefadası’nın yakın zamanda yapılan vapur iskelesinin hemen solunda görülen yarım bir Bizans duvarı harabesi ile birkaç metre arasındaki sarnıç, lahit parçaları görülebilen tarihi kalıntılardır. Bu kalıntılar Bizans tipi eserlere ait gözükmektedir.
Din uğruna çektiği işkencelerle Ortodoks kilisesinin ünlü azizleri arasına giren Patrik İgnatios’a (İgnace) menfalık yapması nedeniyle Sedefadası (Terevinthos) Manastırı, Bizans ve Ortodoks tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir. Bu manastırın ilk nüvesinin Patrik Leonidias tarafından kurulduğu yazılmıştır.
Sedefadası, Patrik Ignatios’tan başka Patrik Theodos ve İmparator Roman Lakapinos’un oğlu Konstantin’in hayatı ile de ün kazanmıştır. Patrik Ignatios birinci defa 857′de, Konstantin 945′de, Patrik I. Theodosios da 1184′de adaya sürgüne gönderilmişlerdir. Ignatios buraya birkaç defa daha gelmiştir.
Nicetas le Paphlagonien’in de kaydettiği gibi, Ignatios bu manastırı hayatının son yıllarında (877′ye doğru) yaptırmış ve L’Archange’a (Saint Michel) vakfetmiştir. Sonraları burası “Satyros Manastırı” olarak isimlendirilmişti.
Din kurbanları içinde, kaderi hepsinden facialı olan Aziz Ignatios’tur. Bu zat, Andonic Kommene’den sonra Bizans imparatorlarının en zalimi sayılan Michel’in kurbanlarındandır. Bütün hayatı boyunca bir fedai gibi yaşayan Ignatios asil bir aileye mensuptu; imparatorluk ailesinden geliyordu.
1844 yılında Alexander Timoni kaleme aldığı kitabında (Meditation Bosphorique) “…Antichion Köyü ile Prinkipo Adası arasında bulunan Therebinthos (Andrivitos) Adası’na dümen kırdık. Buranın denizinin ne kadar güzel olduğunu anladım.” der. Hakikaten bugün de Sedefadası’nın denizi çok temiz ve güzeldir.
Adada 19. yüzyılın yarısına kadar tavşanlardan başka canlı bulunmuyordu. Sultan Abdülmecid’in damadı Fethi Ahmed Paşa buraya bol miktarda zeytin ağacı diktirmiş, bir de yazlık köşk inşa ettirmişti. 20. yüzyılın başlarında 2500 zeytin ağacı bulunuyor, çeşitli sebzeler de yetiştiriliyordu. (Ağaçlar Vakfiyesinde kayıtlı bulunuyordu). I. Dünya Savaşı sırasında ağaçlarının tümü kesilmiştir. İki taş ve iki kireç ocağı mevcuttu, volisinden de en iyi cins balıkların avı yapılıyordu.
Fethi Ahmet Paşa’dan sonra adanın mülkiyeti Saliha Yegane Hanım’a kalmış; 1938 yılında ölümü üzerine varisleri oğlu Şehsuvar Menemencioğlu ile kızkardeşi Rey’an Şehsuvaroğlu’na geçmiştir. Yeni sahipleri adayı imar etmişlerdir. Hemen bir kooperatif kurulmuş, yüz adet villa, bir plaj/kafe, bir restaurant ve vapur iskelesi inşa edilmiştir. Yolları yapılmış, binlerce çeşitli ağaç dikilmiş, deniz altından kablo ile elektrik getirilmiştir. Halen, dikilen sarıçam, Guarin çamı, selvi ve zakkumlar boy atmış durumdadır. Kıraç bir tarla görünümündeki ada mamur, her taraftan denize girilir, bahçelerinde asmalar, özel çiçeklerle güzel bir sayfiye yeri olmuştur. Yaz aylarında Şehir Hatları Vapurları da muntazam seferler yapmaktadır. Denize girmek için yaz aylarında büyük bir kalabalık buraya gelir.





