Her semtin bir kalbi vardır, bu ya bir eserdir, ya bir meydan. Beyoğlu Meydanı’nın ünü bir yana, Beyoğlu’nun kalbi bir tek eserde ya da mekanda değil “İstiklal Caddesi” boyunca atar. Tarihi boyunca semte ruhunu veren gezinti mekanı, eskilerin deyimi ile piyasa yapılan yer “İstiklal Caddesi” olmuştur. Beyoğlu’nda Taksim ve Tünel arasında yer alan bu cadde geçmişinden beri (1960’lardan 80’lere dek süren bir arayı saymazsak) İstanbul’un en kozmopolit caddesidir. İstiklal Caddesi’nin gelişimi Beyoğlu’nun gelişimine paralel bir yol izlemiştir.
Caddenin ilk nüvesi Galata Kulesi’nin hemen dibinden başlayan (bugünkü Kuledibi semti) ve “Galatasarayı” denilen acemi oğlanlar kışlasına kadar olan bölümü kapsıyordu ve bu 19. yy’a kadar da böyle sürecekti. 18. yy’a kadar toprak bir zemin olan caddenin gelişimi bölgeye yerleşen yabancı nüfusun artışı ile başladı, yabancıların “Grande Rue”, Osmanlı’nın “Cadde-i Kebir” dediği ve her iki dilde de semtin “Büyük Caddesi” anlamına gelen cadde, gelen yabancıların tüketim alışkanlıklarına ve bu anlamdaki ihtiyaçlarına uygun olarak çevresinde ithal mallar satan mağazaların, işhanlarının ve pasajların geliştiği, civarındaki sokaklarda ise yine yabancıların konut yerleşmesine uygun olarak taştan yapılma, art nouveau, ampir vb. süslemeler ile bezenmiş apartmanların yer aldığı bir cadde olmaya başladı.
19.yy’ın ikinci yarısı ile birlikte Grande Rue bugünkü gelişim biçimine kavuştu. Komprador Burjuvazi’nin, Levantenlerin, Avrupalı serüvencilerin, elçilik görevlilerinin, sonradan Müslüman olan yabancıların, Müslüman olmayan azınlıkların oluşturduğu bir “Batılı” getto olan Pera’nın kalbi burada atıyordu. Lüks ve ihtişamın yansıdığı vitrinlere ek olarak açılan oteller, sayıları giderek artan lokantalar, eğlence yerleri, sinema, tiyatro, opera ve balenin yanında sirk gösterileri ile de Batılı eğlence tarzının doruğa vardığı bir yerdi “Grande Rue”.
Batılı gezgin Edmondo di Amicis, 1874 yıllarının Perasını ve onun ünlü caddesinin sosyal manzarasını şöyle anlatır:
“Soba borusu gibi erkek şapkalarıyla, tüylerle ve çiçeklerle süslü kadın şapkalarından başka bir şey görünmüyor. Rum, İtalyan ve Fransız kibarları, zengin tüccarlar, sefaret memurları, yabancı gemilerin subayları, elçilik arabaları ve her milletten ne olduğu bilinmeyen karışık suratlı insanlar.” Aynı yazar bu bölgenin burayı kendi ülkelerinin bir uzantısı gibi gören Avrupalıların kendilerini burada çok rahat hissettiklerini ve kendilerini kısıtlama gereği duymadıklarını belirtir. Kısacası bölgenin kozmopolit hayatı o dönemde de şimdi olduğu gibi Büyük Cadde’de somutlaşmıştı.*
Günümüzde İstiklal Caddesi
Fakat bu altın çağ uzun sürmedi ve bölgenin Batılı halkı Cumhuriyet’le birlikte uygulanan Türkleştirme politikasının ve savaşın da etkisi ile yavaş yavaş ülkelerine dönmeye başladılar. İkinci Dünya Savaşı ve ülkede esen milliyetçi rüzgarların ardından, İstanbul’a yönelik büyük göçün de etkisiyle birlikte Beyoğlu ve ünlü caddesi eski ihtişamını kaybetti ve sosyal yapısı bütünü ile değişti. Önce Levantenlerini kaybeden cadde onlarla iç içe yaşayan, Müslüman olmayan azılığın da burayı terk etmesi ile birlikte çöküntü yaşama sürecine girdi. İstiklal Caddesi’nin arka sokakları kadınların girmeye çekindikleri bir batakhane merkezi haline geldi.
Geçmişte olduğu gibi bugünde İstiklal Caddesi bir seyirlik mekan olduğu kadar, alışveriş için de canlı bir mekan özelliği taşıyor. Kadın iç çamaşırı ve dış giyim mağazaları, pasajlar, kundura ve çanta dükkanları, kitapevleri, caddenin nerede ise üçte birini oluşturuyor. Geriye kalanlar ise bankalar, sinemalar, çeşitli eğlence mekanları, lokantalar, kitap kafeler, muhallebiciler ve büfelerden oluşuyor. Arka sokaklarda ise barlar, eğlence mekanları ve çeşitli sınıftan insanlara hizmet veren, çok çeşitli yemek kültürlerini bir arada taşıyan lokantalar (kebapçılar, büfeler, vejetaryen lokantalar, sulu yemek de satan lokantalar ve son yıllarda hızla yaygınlaşan ev yemekleri türünden lokantalar) ve son yıllarda yaygınlaşan bijuteri pazarları, dükkanları caddenin tamamlayıcı unsurları. İş hanları eskiden olduğu gibi canlılığını sürdürüyor. Bunların bir kısmında konfeksiyon atölyeleri yer alırken, bir kısmında da yeni gelişen yayıncılık sektörüne paralel grafik atölyeleri yer alıyor. Ancak Beyoğlu işhanlarını tek bir başlıkta toplamak olanaklı değil.
Bir zamanlar arka sokaklarda yer alan ve genel olarak erkeklere yönelik barlar, pavyonlar ve gece kulüpleri ise hızla Beyoğlu’nun dışına doğru sürülüyorlar, onların yerini ise hızlı bir biçimde çeşitli sosyal katmanlara ve onların müzik zevklerine hitap eden, türkü bar ya da “entel barlar” almış durumda. Bir başka önemli gelişme ise kafeler… Bu kafelerin de müşterileri “enteller”. Entel nitelemesi medya ile yöredeki esnafın, “okumuş çocuklar” için taktığı sıfat. Entelektüel’den farklı olarak, bilginin daha çok karşı cinsin ilgisini çekmek amacıyla edinildiği, derinlemesine bilgilenmekten çok gündemdeki kitaplar, müzikler ve filmler hakkında yüzeysel denilecek bilgiye sahip olanlar anlamında “yarı okumuş/yarı aydın” kesimler için kullanılan bir sözcük. Halk için bu kavram üniversiteli, uzun saçlı, küpeli, kirli ya da keçi sakal uzatmış, kimi zaman gözlüklü, bulicin ve spor ayakkabı giyen, genel olarak kavramsal bir dille konuştuğu için de söyledikleri anlaşılmayan okumuşların hepsini ifade eden bir kavram.
Beyoğlu’nun ve İstiklal Caddesi’nin asıl sakinleri olan ve semtin yeniden canlanmasını sağlayan bu insanlar ile Beyoğlu’nun sokaklarını mesken tutan otopark mafyası, semtte piyasa yapan bıçkınlar, Pazar günleri semte gelen İstanbul’un kenar bölge gençleri arasında çoklukla bir egemenlik kavgası yaşanıyor. Ve şiddet dilini onlardan daha iyi bilen diğerleri bu savaşta çoklukla galip geliyorlar. Semtin ve caddenin gündüz ve gece saatlerinde değişiklik göstermek kaydı ile başka sakinleri de mevcut. Bunların en başında madde bağımlısı ve halk arsındaki adı ile “Tinerciler” geliyor. Son yıllarda, bunlara yönelik kolluk güçlerinin ve başkalarının sergilemiş olduğu dışlama ve aşağılama politikasının da etkisi ile ama çoklukla uyuşturucun etkisinden kaynaklanan ölçüsüz şiddet semtin en önemli asayiş sorunu olarak görülüyor. Diğer sakinler; gece saatlerinde ortaya çıkan semte özgü dilenciler, selpak mendil sattığı için mendilci diye bilinen çocuklar. Ve gece sakinlerinin içinde en dikkat çeken Travestiler, semtin diğer yarı yerleşik mensupları.





