Beyoğlu’ndan söz edip de Levantenleri geçmek olanaklı değildir. Çelik Gülersoy’un telaffuzuyla Lövanten “Levant” kelimesinden türetilmiştir. Sözcük “Doğu Akdeniz” anlamına gelir ve batı dillerinde Levanten kelimesi “Doğulu” ya da “Doğu Akdenizli” Latinler için kullanılmıştır. Osmanlı idaresi için de Galata-Pera bölgesinde yaşayan tüm Latinler, Levanten kavramı içinde ele alınmıştı. Zamanla kavram genişleyerek bütün yabancıları kapsamıştır.
Levantenlerin İstanbul’daki serüveni Orta Bizans dönemine kadar uzanır. Daha o zamandan elde ettiği ticari imtiyazlar ile Bizans için bir sorun haline gelen, dahası Bizans’taki Haçlı işgalinde de parmak izi bulunan bu İtalyan kolonisi, Latin işgalinin sona ermesinden sonra da Galata’da bir getto hayatı oluşturarak Galata-Pera yerleşmesini oluşturdu. Osmanlı zamanında da bir takım haklar elde eden bu halk varolduklarında beri ayrıcalıklı ve seçkin bir halk olmuştu. Ticaretteki başarıları ile zenginleşen Levantenler hukuki nedenler ile çoklukla sefaretler ile temas halinde olduklarından Avrupa kültürüne de aşinaydılar. Ancak Levantenlerin hepsi tacir değildi. İçlerinde tercümanlık, elçilikler nezdinde hukuki ya da özel iş takibi gibi işlerle de uğraşanlar vardı.
Levantenlerin kendi özel kiliseleri, özerk mahalleleri olduğu gibi kendilerine özgü bir kültürleri de mevcuttu, özel cafeler, balolar ve Katolik yortuları öncesi düzenledikleri, bugünün moda deyimi ile “çılgınlar gibi eğlendikleri” karnavalları vardı. Pera kültürünü oluşturan balolar ve sokak karnavalları da bu zümrenin İstanbul’a soktuğu adetlerdi. İlginçtir o zaman da tatlı su frengi denilen Türk-Müslüman zümre bu haz dolu hayata ve Levantenlere hayranlık dolu bir özenti duyarken, Avrupalı seyyahlar yani has Batılılar nezdinde Levantenler alayla, iğneleme ile birlikte ela alınırdı, onların nezdinde bunlar burjuva hayatı yaşayan görgüsüz kişilerdi. Bir anlamda bugünün hazcıl popüler kültürüne benzeyen Levantenlerin tertiplediği eğlenceler, yüksek kültür ile içli dışlı Batılılar nezdinde hor görülen bir kültürdü.
18-19 yüzyılın Pera kültürünü biçimlendiren Levanten kültürü, ilginç bir sosyokültürel olay olarak incelenebilecek denli önem taşır. Bu kültür elbette sadece karnavallar, balolar gibi popüler kültür ögelerinden oluşmuyordu. İstanbul’a gazeteleri onlar getirdi, dünya ahvaline yönelik aktif ilgi bu insanların eseriydi; ilk konserler, opera, bale, tiyatro ve sinema onlarla geldi, dahası İstanbul kültürünü olduğu kadar damak zevkini de geliştiren ince bir zevk de onların eseriydi. Mimaride dayanıklı taş yapı tekniğini de Levantenler İstanbul’a getirdiler. Toprak yoldan kaldırım taşına geçmeyi, tramvayı, gaz lambaları ile aydınlanmayı, şehir planını onlara borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz. Hatta bugünkü alışveriş merkezlerinin ilk örneklerini de onlar İstanbul’a getirdiler.
Beyoğlu’nda Tepebaşı ile İstiklal Caddesi arasında İstanbul’un en seçkin Levanten aileleri yaşamıştı. Corpi, Decugis, Tubini, Nomico, Schıneider, Berger, Kristisch, Bary Boudy, Perpignani gibi ailelerin konakları vardı. Günümüzde nerede ise yok denilecek denli azınlık durumunda olan Levantenlerin İstanbul kültür hayatında artık hiçbir etkisinin kalmadığını söyleyebiliriz. Kaldı ki onlara ihtiyaç bırakmayacak önemli bir “Levanten” kültür yayıcısı olarak özel TV’ler ve onların lümpen burjuva hayatlara özendiren programları söz konusu zümrenin yapacaklarının beş mislini yapıyor.





