Main image
21st Haziran
2008
written by admin

Hatice Sultan Mahallesi’nde, Edirnekapı girişinde, Fevzi Paşa Caddesi üzerindedir. Külliye için Ev­liya Çelebi “sair selatin camilerinin kasrı makamındadır” der. Bütün masraflarının Kanuni tarafından karşılandığını söyleyen Evliya, cami ile birlikte odaları avlunun dört tarafını işgal eden bir med­rese, hamam ve çarşının olduğunu, fakat darüzziyafe ve darüşşifasının ve sultan mah­filinin olmadığını, dış avlusunun çınar ağaç­larının gölgesinde bulunduğunu söyler. Hadika’da ise caminin iki medresesi, mektebi ve mahfil-i hümayunu olduğu ve arka avluda bulunan türbenin Rüstem Paşa’nın damadı Güzel Ahmet Paşa’ya ait olduğu yazmaktadır.

Bu cami ve külliyenin yapılış tarihi, hiç­bir yapısında kitabesi olmadığı için, kesin olarak belli değildir. Bu konuda değişik rivayetler mevcuttur. Konyalı’nın 1562-1565 arasında yapıldığına ilişkin tarihlemesi diğerlerine nispetle daha doğrudur.

Külliyenin içinde yer alan cami, Sinan sanatı içinde özel bir yer işgal eder. Bu yapının kompozisyonu, Selimiye ile birlik­te, hatta belki ondan da fazla, Sinan’ın mi­mari dehasının ifa­desidir. Gerçi Sinan her camide değişik bir kubbeli yapı tipolojisi denemiş ya da üretmiştir.

Doğan Kuban’ın ifadesine göre caminin mimari özellikleri şu şekildedir:

“Kare bir taşıyıcı sis­teme oturan 20 metre çapında ve yerden 25 metre yüksekten başlayan büyük kubbeyi sa­dece kasnak üzerinde değil, bütün taşı­yıcı kemer sistemiyle birlikte, yapının bü­tünü içinden yükseltir. Kare üze­rine kubbeyi, bütün kemerlerin içini, çok sayıda pencere kullanarak, bir ışıklı per­de haline getirerek, hem yapının içinde, hem dışında olağanüstü bir mimari kafes haline sokar. 19. yüzyılın ikinci ya­rısında yapılan tek kubbeli, baroksu ca­milerin bir ölçüde başarabildiği ışıklı, tek kubbeli mekan etkisi, Edirnekapı’da, 35 metreye yükselen tek kubbenin altında, on­lardan 300 yıl önce, yaratıcı bir biçimsel olgunluk içinde gerçekleşmiştir.

Caminin büyük kubbeli orta bölümü­nün iki yanında, kubbe örtülü galerilerle enine geliştirilmesi de özgün bir deneme­dir. Böylece namaz alanını kıble duvarı­na paralel olarak genişleterek Mihrimah Sultan’ın Üsküdar’daki camiinde olduğu gibi, değişik bir kubbeli mekan şeması ortaya konmuştur. Orta hacim mukarnas başlıklı büyük ve nadir bulunacak boyut­ta granit sütunların taşıdığı yüksek bir üçlü kemerle yan sarımlara açılmakta ve bu­rada, geri çekilmiş olarak alçak galeriler dolaşmaktadır. Bu galerilere revak altından ve cami içinden erişilebilir. Üç kemerli revağın orta açıklığı daha geniştir. İhtifalci Ziya Bey cami enteryörünün ünlü granit sütunlarının bu civarda vaktiyle bulunan loannes Prodromos Manastırı’na ait oldu­ğuna ilişkin bir rivayeti nakleder. Kubbeyi taşıyan dört büyük payanda kemerinin pencereli dol­gu duvarları ve mihrap duvarının Sinan ve sonrası için çok karakteristik pencereli dü­zeni, kare baldakenin yükselen hacmi için­de bir ışık kafesi hissini en çok Mihrimah Camii içinde verir.

Caminin Sinan çağının en güzel örnek­lerinden biri olarak kabul edilen mermer bir minberi vardır. Konyalı, kıble duvarın­daki bazı vitraylı pencerelerin alçı şebeke­lerinin Sinan döneminden kaldığını yazar­sa da bunu kanıtlamak olanaksızdır. Ca­minin 1894′teki büyük depremden sonra acele yapılan ve seçmeci bir barokizan üs­lup gösteren boyalı bezemesi, 1957 resto­rasyonunda temizlenerek bugünkü beze­me yapılmıştır. Caminin kıble duvarı üze­rinde kubbenin iki yanındaki merdiven şeklindeki payandaların da özgün tasarı­ma ait olduğunu söylemek zordur. Tümüy­le simetrik ve böylesine iddialı bir tasa­rımda kubbeyi ana biçimin bütünlüğünü bozacak duvarlarıyla desteklemek Sinan’ın o yıllardaki üstün tasarım aşamasında, beklenmeyecek bir çözümdür. Bu merdi­venli duvarlar 1894 depreminden sonra yapılmış olabilir.

Cami iç avlusunun gü­neybatı ve kuzeydoğu kenarlarında on dokuz hücre ve iki küçük eyvan vardır. Bunlardan yan girişlere en yakın iki tanesi imam ve kayyum odalarıdır.

Caminin girişi, asimetrik olarak sur tarafındaki iki kapıdan iç avluya ve kuzeydoğuda kayyum odası altındaki merdivenden dış avluya yapılmıştır.

Mimar Sinan bu külliye ve hamamı için özel bir suyu Küçükköy civarından getirtmiş, sonradan bu su Fatih yöresinde Ali Paşa ve Nişancı camileriyle birlikte bir çok çeşme ve şadırvanı beslemiştir. Edirnekapı’dan giren bu suyolu 1930′a kadar kullanılmıştır.

Güzel Ahmet Paşa Türbesi ile bitişik olan darü’s-sıbyan kubbe ile örtülü olarak restore edilmiştir. Büyük bir olasılıkla ortada kubbeyle örtülü bir sofa (ya da taşlık) ve tonozla örtülü ve öndeki hazireden Güzel Ahmet Paşa Türbesi’ne geçiş veren tonoz örtülü bir koridor ve kubbeli sofanın güneybatısında bir dershaneden oluşuyordu.

Çifte Hamam’ın girişlerindeki, iki ayrı cepheden alınmaları dışında, kadın ve erkek bölümleri, ılıklıktaki ufak ayrıntılar dışında aynı şekilde planlanmıştır. Ortalama 13 metre çapındaki kubbeler örtülü soğukluktan aynalı tonozla örtülü bir ılıklığa ve oradan da bir kubbeli arasta odadan dört eyvanlı sıcaklığa geçilmektedir.

Kadın ve erkek bölümlerinin arkasında külhan vardır. Külliyenin altmış üç dükkandan oluşan çar­şısının biçimi konusunda bir fikrimiz yok­tur. Bu çarşının yirmi üç dükkanı, avlu ko­tunun altında ve avlunun kuzeydoğu, ku­zeybatı duvarlarına bitişik olarak inşa edil­miştir. Yeni restorasyonda dükkanlar ya­pılmamıştır.”

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google
Tags:

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.