Hatice Sultan Mahallesi’nde, Edirnekapı girişinde, Fevzi Paşa Caddesi üzerindedir. Külliye için Evliya Çelebi “sair selatin camilerinin kasrı makamındadır” der. Bütün masraflarının Kanuni tarafından karşılandığını söyleyen Evliya, cami ile birlikte odaları avlunun dört tarafını işgal eden bir medrese, hamam ve çarşının olduğunu, fakat darüzziyafe ve darüşşifasının ve sultan mahfilinin olmadığını, dış avlusunun çınar ağaçlarının gölgesinde bulunduğunu söyler. Hadika’da ise caminin iki medresesi, mektebi ve mahfil-i hümayunu olduğu ve arka avluda bulunan türbenin Rüstem Paşa’nın damadı Güzel Ahmet Paşa’ya ait olduğu yazmaktadır.
Bu cami ve külliyenin yapılış tarihi, hiçbir yapısında kitabesi olmadığı için, kesin olarak belli değildir. Bu konuda değişik rivayetler mevcuttur. Konyalı’nın 1562-1565 arasında yapıldığına ilişkin tarihlemesi diğerlerine nispetle daha doğrudur.
Külliyenin içinde yer alan cami, Sinan sanatı içinde özel bir yer işgal eder. Bu yapının kompozisyonu, Selimiye ile birlikte, hatta belki ondan da fazla, Sinan’ın mimari dehasının ifadesidir. Gerçi Sinan her camide değişik bir kubbeli yapı tipolojisi denemiş ya da üretmiştir.
Doğan Kuban’ın ifadesine göre caminin mimari özellikleri şu şekildedir:
“Kare bir taşıyıcı sisteme oturan 20 metre çapında ve yerden 25 metre yüksekten başlayan büyük kubbeyi sadece kasnak üzerinde değil, bütün taşıyıcı kemer sistemiyle birlikte, yapının bütünü içinden yükseltir. Kare üzerine kubbeyi, bütün kemerlerin içini, çok sayıda pencere kullanarak, bir ışıklı perde haline getirerek, hem yapının içinde, hem dışında olağanüstü bir mimari kafes haline sokar. 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılan tek kubbeli, baroksu camilerin bir ölçüde başarabildiği ışıklı, tek kubbeli mekan etkisi, Edirnekapı’da, 35 metreye yükselen tek kubbenin altında, onlardan 300 yıl önce, yaratıcı bir biçimsel olgunluk içinde gerçekleşmiştir.
Caminin büyük kubbeli orta bölümünün iki yanında, kubbe örtülü galerilerle enine geliştirilmesi de özgün bir denemedir. Böylece namaz alanını kıble duvarına paralel olarak genişleterek Mihrimah Sultan’ın Üsküdar’daki camiinde olduğu gibi, değişik bir kubbeli mekan şeması ortaya konmuştur. Orta hacim mukarnas başlıklı büyük ve nadir bulunacak boyutta granit sütunların taşıdığı yüksek bir üçlü kemerle yan sarımlara açılmakta ve burada, geri çekilmiş olarak alçak galeriler dolaşmaktadır. Bu galerilere revak altından ve cami içinden erişilebilir. Üç kemerli revağın orta açıklığı daha geniştir. İhtifalci Ziya Bey cami enteryörünün ünlü granit sütunlarının bu civarda vaktiyle bulunan loannes Prodromos Manastırı’na ait olduğuna ilişkin bir rivayeti nakleder. Kubbeyi taşıyan dört büyük payanda kemerinin pencereli dolgu duvarları ve mihrap duvarının Sinan ve sonrası için çok karakteristik pencereli düzeni, kare baldakenin yükselen hacmi içinde bir ışık kafesi hissini en çok Mihrimah Camii içinde verir.
Caminin Sinan çağının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen mermer bir minberi vardır. Konyalı, kıble duvarındaki bazı vitraylı pencerelerin alçı şebekelerinin Sinan döneminden kaldığını yazarsa da bunu kanıtlamak olanaksızdır. Caminin 1894′teki büyük depremden sonra acele yapılan ve seçmeci bir barokizan üslup gösteren boyalı bezemesi, 1957 restorasyonunda temizlenerek bugünkü bezeme yapılmıştır. Caminin kıble duvarı üzerinde kubbenin iki yanındaki merdiven şeklindeki payandaların da özgün tasarıma ait olduğunu söylemek zordur. Tümüyle simetrik ve böylesine iddialı bir tasarımda kubbeyi ana biçimin bütünlüğünü bozacak duvarlarıyla desteklemek Sinan’ın o yıllardaki üstün tasarım aşamasında, beklenmeyecek bir çözümdür. Bu merdivenli duvarlar 1894 depreminden sonra yapılmış olabilir.
Cami iç avlusunun güneybatı ve kuzeydoğu kenarlarında on dokuz hücre ve iki küçük eyvan vardır. Bunlardan yan girişlere en yakın iki tanesi imam ve kayyum odalarıdır.
Caminin girişi, asimetrik olarak sur tarafındaki iki kapıdan iç avluya ve kuzeydoğuda kayyum odası altındaki merdivenden dış avluya yapılmıştır.
Mimar Sinan bu külliye ve hamamı için özel bir suyu Küçükköy civarından getirtmiş, sonradan bu su Fatih yöresinde Ali Paşa ve Nişancı camileriyle birlikte bir çok çeşme ve şadırvanı beslemiştir. Edirnekapı’dan giren bu suyolu 1930′a kadar kullanılmıştır.
Güzel Ahmet Paşa Türbesi ile bitişik olan darü’s-sıbyan kubbe ile örtülü olarak restore edilmiştir. Büyük bir olasılıkla ortada kubbeyle örtülü bir sofa (ya da taşlık) ve tonozla örtülü ve öndeki hazireden Güzel Ahmet Paşa Türbesi’ne geçiş veren tonoz örtülü bir koridor ve kubbeli sofanın güneybatısında bir dershaneden oluşuyordu.
Çifte Hamam’ın girişlerindeki, iki ayrı cepheden alınmaları dışında, kadın ve erkek bölümleri, ılıklıktaki ufak ayrıntılar dışında aynı şekilde planlanmıştır. Ortalama 13 metre çapındaki kubbeler örtülü soğukluktan aynalı tonozla örtülü bir ılıklığa ve oradan da bir kubbeli arasta odadan dört eyvanlı sıcaklığa geçilmektedir.
Kadın ve erkek bölümlerinin arkasında külhan vardır. Külliyenin altmış üç dükkandan oluşan çarşısının biçimi konusunda bir fikrimiz yoktur. Bu çarşının yirmi üç dükkanı, avlu kotunun altında ve avlunun kuzeydoğu, kuzeybatı duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Yeni restorasyonda dükkanlar yapılmamıştır.”





