Halvetiliğin Cerrahi kolunun âsitanesi ve pir makamı olan bu tekke Derviş Ali Mahallesi’nde, Nureddin Tekkesi Sokağı’nda bulunmaktadır.
Cerrahîliğin Piri Şeyh Seyyid Muhammed Cerrahî (ö. 1721) adına 1115/1703’te III. Ahmed tarafından inşa ettirilmiş, tekkenin açılış merasimi recep ayının 6. günü icra edilmiştir. İstanbul’un önde gelen tarikat merkezlerinden olan Nureddin Cerrahî Tekkesi zaman içinde dört kere yeni baştan inşa edilmiş, ayrıca çeşitli onarımlara, değişikliklere ve ilavelere sahne olmuştur.
Tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra kullanılmayan tevhidhane-türbe binası, harem dairesinde ikamet eden Şeyh İ. Fahreddin Efendi’nin sürekli gayretleri sayesinde ayakta kalabilmiştir.
Nureddin Cerrahî Tekkesi gerek İstanbul’un tasavvuf kültürü, gerekse de tarikat musikisi açısından en önemli merkezlerinden birisi olmuş, dönemlerinin ileri gelen mürşitleri olan postnişinleri her türlü çevreden çok sayıda insanı bu merkeze cezbetmiş, pazartesi günleri icra edilen ayinler, musiki tarihinde önemli yerleri olan zakirbaşılar tarafından yönetilmiştir.
Günümüzde Nureddin Cerrahî Tekkesi’nin tevhidhane-türbe bölümü özgün dekoru ile muhafaza edilmekte, harem dairesinde son postnişinin akrabaları oturmakta, selamlık bölümünde de Şeyh İ. Fahreddin Efendi’nin öğrencileri tarafından kurulan Türk Tasavvuf Musikisi ve Folkloru Araştırma ve Yaşatma Vakfı çeşitli kültür faaliyetlerini yürütmektedir.
*Nureddin Cerrahî (4 Mayıs 1678, İstanbul – 1 Ekim 1721, İstanbul)
Halvetîliğin İstanbul’daki en önemli kollarından Cerrahîliği kuran mutasavvıf. Şeyh Seyyid Muhammed Nureddin Cerrahî, 1678 yılının mevlit kandilinde (12 Rebiyülevvel Pazartesi) Cerrah Mehmed Paşa Camii’nin karşısındaki Yağcızade Konağı’nda dünyaya geldi. Babası Abdullah Ağa (ö.1724), annesi Şerife Emine Teslime Hatun’dur. Kurucusu olduğu Cerrahîlik İstanbul merkezli bir tasavvuf okulu olduğu gibi, kendisi de, İstanbul’da gömülü tarikat pirleri içinde, Osmanlı döneminde “nefs-i İstanbul” olarak adlandırılan tarihi yarımadada doğmuş olan tek kişidir. “Cerrahî” lakabı doğum yeri olan Cerrahpaşa semtinden gelmektedir.
İlk tahsilini Cerrahpaşa Sıbyan Mektebi’nde tamamlayan, daha sonra parlak bir medrese eğitimi gören, dönemin ünlü şairlerinden Nabî’den edebiyat dersleri alan Nureddin Cerrahî 1108/1696-97’de Mısır kadılığına tayin edildi.
Denizyolu ile Mısır’a hareket etmek üzere iken, hava muhalefetinden yararlanarak, Üsküdar’da Toygartepesi’nde ikamet eden ve devlet ricalinden olan dayısı Hacı Hüseyin Efendi’yi ziyarete gitti. Dayısının teşviki ile konağının karşısında bulunan Selamî Ali Efendi Tekkesi’nin postnişini, Halvetîliğin “Orta Kol” denen Ahmedî kolunun Ramazanî şubesine mensup Şeyh Ali Alâeddin Köstendilî (ö. 1730) ile tanıştı. Tanışmayı müteakip şeyh efendinin manevi nüfuzu altına girerek derviş olmaya ve kendisine intisap etmeye karar verdiğinden kadılık mesleğinden, ayrıca sahip olduğu servetten vazgeçti. 7 yıl boyunca Cerrahpaşa’daki konaktan, şeyhinin tekkesine devam eden Nureddin Cerrahî’nin bu dervişlik döneminde Cerrah Mehmed Paşa Camii’nin sağ tarafında birçok kere halvete girdiği bilinmektedir.
1703’te kendisine hilafet ve icazet veren şeyhi; yanına diğer iki kıymetli dervişini, sonradan Nureddin Cerrahî’nin halifeleri olan Şeyh Süleyman Veliyüddin (ö. 1745) ve Şeyh Mehmed Hüsameddin Türabî’yi (ö. 1754) katarak Karagümrük’teki Canfeda Hatun Camii’ne gitmelerini, bu caminin müezzini olan İsmail Efendi’nin kendileri için bir halvethane hazırlamış olduğunu bildirdi.
Canfeda Camii’nin harimindeki halvethanede riyazata devam eden Nureddin Cerrahî kısa bir zaman sonra, Tahtabaşı Bekir Efendi’nin komşu parseldeki konağını veresesinden satın almış, konağın yerine, muhiplerinden olan dönemin hükümdarı III. Ahmed (hd 1703-1730) Cerrahiliğin âsitanesi ve pir makamı olan tekkeyi (Nureddin Cerrahi Tekkesi) inşa ettirmiştir.
Vefatına kadar 18 yıl boyunca tekkesinde ikamet eden Nureddin Cerrahî, kendisinden sonra da İstanbul’un en verimli tasavvuf merkezlerinden biri olmayı sürdüren bu tekkede irşat faaliyetlerini yürütmüştür. 1133/1721 yılının Kurban Bayramı’nın arife günü (9 Zilhicce) vuku bulan vefatında naşının gasli ve kefenlenmesi gibi son görevler mürşidi Şeyh Ali Alâeddin Köstendilî tarafından ifa edilmiş, cenazesi şeyh cenazelerine mahsus zikirli, salalı, devranlı muhteşem bir surette Fatih Camii’ne götürülmüş, İstanbul’da ileri gelen tarikat mensuplarından, ulemadan ve devlet ricalinden birçok kişinin bulunduğu muazzam bir kalabalığın kıldığı cenaze namazını müteakip, cenaze alayının tekkeye dönüşü sırasında töreni, İstanbul’daki en kıdemli Halvetî âsitanesi olan Sünbül Efendi Tekkesi’nin 11. postnişini Şeyh Seyyid Mehmed Nureddin Efendi (Koca Nureddin Efendi. ö. 1747) idare etmiş, naaşı “Cennet anaların ayakları altındadır” hadisinden kaynaklanan vasiyetine uygun olarak, tekkesinde annesinin ayakucundaki kabrine defnedilmiştir.
Kendisinden sonra tekkesinde postnişin olanların vefatlarında da cenaze namazlarının Fatih Camii’nde kılınması ve törene Sünbül Efendi Tekkesi şeyhlerinin başkanlık etmesi bir gelenek halinde, tekkelerin kapatılmasına (1925) kadar sürdürülmüştür.
Pir Nureddin Cerrahî, tarikatta esas olan “seyr-i sülûka” (manevi terbiye sistemi) ilişkin son önemli içtihatları gerçekleştirdiği için “hatemü’l müctehidîn” olarak adlandırılmıştır. Tasavvufi içerikli şiirlerinden başka “Mürşid-i Dervişân” adında basılmamış bir risalesi, ayrıca tertip etmiş olduğu “Vird-i Kebir” ve “Vird-i Sagîr” başlıklı iki evradı vardır.
İstanbul’un tasavvufi hayatında ve manevi kimliğinde derin iz bırakan büyük velilerden olan Nureddin Cerrahî’nin hayatı, menkıbeleri, şahsiyeti ve eserleri hakkında Nureddin Cerrahî Tekkesi’nin son postnişini Şeyh İbrahim Fahreddin Efendi’nin (Erenden) (ö. 1966) “Envâr-ı Hazret-i Pîr Nureddin Cerrahî” adlı yazma eserinde ayrıntılı bilgi bulunmaktadır.”





