I. Constantinus zamanında (324-337) bir sur duvarı ile kuşatılmış olan Galata’nın içinde kilise, forum, hamamlar, tiyatro ve bir de liman ile 431 büyük ev mevcuttu. Ancak bu ilk kasabanın sınırları bilinmemektedir. I. İustinianos da 528′de Galata’da önemli yapılar inşa ettirmiştir. Constantinus’un yaptırdığı Galata surları Haliç ve Boğaz ağzı kıyılarında şehri çeviriyor ve karadan gelecek tehlikeye karşı Azapkapı, Şişhane ve Tophane’yi kuşatan bir kara tarafı suru, kıyıdaki duvarlar ile birleşiyordu. Kara tarafı surları önünde 15 m derinliğinde bir hendek kazılmış, bu taraftaki kapılar arkadaki araziye hendekleri aşan ağaç köprüler ile bağlanmıştı. Galata suru yaklaşık 2 m kalınlığındaydı. Çevresi 2.800 metreyi buluyor ve 37 hektarlık bir alanı sınırlıyordu.
Sahilde bulunan ve “Kastellion ton Galatou” denilen büyük bir hisarın I. Tiberios zamanında (378-582) inşa edildiği sanılmaktadır. İslam ordusu ve donanması 717 yılında İstanbul önlerine geldiğinde Galata Hisarı mevcuttu. IV. Haçlı Seferi kuvvetleri Bizans önüne geldiğinde, 6-7 Temmuz 1203′te Latinler bu hisarı ele geçirerek Haliç’e geçmeyi sağlayan zinciri parçalamışlar ve bu sayede şehri ele geçirmişlerdir. Fakat Bizans 1261′den itibaren şehre yeniden sahip olduğunda, Haliç’in girişini kontrol eden bu hisarı elden kaçırmamaya ve bölgedeki Latin kolonilerin egemenliği altına girmemesine özen göstermiştir. Haliç’i kapatan zincirin bir uçunun, bu kuleye bağlandığı bilinmektedir. Adını St. Croix (Mukaddes Haç) tarikatından alan bu yapıya, “Haliç Şatosu” ya da “Zincir Kulesi” de denmişti; Osmanlılar döneminde cephanelik olarak kullanılmış, mühimmatın infilakı sonucu yıkılmıştır. Zaman zaman Galata Kulesi ile karıştırılan Galata Hisarı’nın Osmanlı tarihine “Mahzen-i Sultani” veya “Kurşunlu Mahzen” adı ile geçen alt kısmı, 18. yy’dan itibaren cami olarak kullanılmakta ve birtakım efsaneler ile birleştirilerek “Yeraltı Camii” adı ile bilinmektedir.





