Haydarpaşa Garı
İstanbul’un tarihi incelenecek olursa, üç büyük uygarlık (Roma-Bizans-Osmanlı) kentin tarihi dokusunu oluşturan çok sayıda eser yapmışlardır. Haydarpaşa Garı tarihe damgasını vuracak bu tarihi yapılardan birisidir.
Haydarpaşa Çayırı’nın istimlak edilip baştan başa ikiye bölünmesinden sonra, Alman sermayesinin ülkeye girmesi sürecinin ilk adımı Bağdat demiryolunun başlangıcını oluşturan Haydarpaşa eski gar binasının yerine yenisinin inşa edilmesiyle atılmıştır.
Haydarpaşa Garı, III. Selim’in sadrazamlarından Haydar Paşa’ya ait bir arazi üstünde yapıldığı için bu adla anılmıştır.
İstanbul’un Anadolu yakasında, Haydarpaşa mevkiindeki demiryolu terminali, Haydarpaşa Gar binası ile TCDD Genel Müdürlüğü’ne bağlı I. İşletme Başmüdürlüğü ana binasıdır.
İstanbul-Anadolu demiryolu 22 Eylül 1872′ye kadar Pendik’e kadar işletilebiliyordu. Zaman içinde bu demiryolu Anadolu yönünde hızla ilerlemeye başlamış, Haydarpaşa’nın önemini bu gelişmeye paralel olarak arttırmıştır. Çünkü artık zamanın en hızlı, konforlu aracı olan tren Anadolu’nun içlerine kadar gider olmuş, pek çok kent hatta kasabalar bile bu ana demiryoluna bağlanarak İstanbul’a ulaşabilir olmuşlardı. Bu durum dolayısıyla Haydarpaşa Garı’nın önemi günden güne artmaktaydı.
II. Abdülhamid (1876 - 1909) zamanında eski gar binası ihtiyaca cevap veremez olunca yeni bir bina ve tesisler yaptırmak zaruri olmuş ve yeni gar binası inşaatına 1906 yılında başlanmıştır. Yapı Alman Rönesans mimari tarzında, çok da uzun zaman sayılmayacak bir sürede tamamlanarak 1908 yılında hizmete açılmıştır.
Gar, Anadolu’nun İstanbul’a bağlanan en önemli ayağı olarak görev yapmış, karayollarının pek gelişmediği dönemlerde, Anadolu’ya asker sevkıyatının ve yolcu transferlerinin yapıldığı vazgeçilmez bir mekan olmuştur.
Daha sonraları Cumhuriyet’le beraberde kamu binalarının artmasıyla oralarda çalışmaya başlayan memur, işçi, işadamlarının Ankara’ya gidiş - gelişlerinde fren kullanılan en önemli araç olmuştur.
Nisan 1994 yılından beri de Haydarpaşa - Gebze arasında günde 106 banliyö seferi, 25 uzun yol seferi, gittikçe artan yolcu sayısıyla devam etmektedir.
Haydarpaşa Garı, 20. yüzyılın başlarında inşa edildiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzak noktalarından sayılabilecek, kutsal topraklara kadar uzanabilmekteydi.
İsrail’in Hayfa kentindeki bir anıtta, İsrail’deki demiryollarının, Haydarpaşa Garı’nda başlayan demiryolları ağıyla bir ilgisi olduğu, onun devamı olduğu belirtilmektedir.
Mimari Özellikleri
İstanbul’un vazgeçilmez ulaşım aracı haline gelen bina, eski gar binasının yerine yapılıp, Haydarpaşa Garı adını alır.
Binanın yapımına 30 Mayıs 1906 yılında başlanmış, 19 Ağustos 1908 yılında tamamlanmıştır. İstanbul’a Alman mimarisinin damgasını vuranlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno adlı iki Alman mimar ile onlarla beraber çalışan İtalyan işçilerdir.
Bina, neorönesans tarzında klasik Alman mimarisinin özelliğini taşımaktadır, ara ara klasik etkilerin de görüldüğü gözden kaçmamaktadır. Her ikisi de kara tarafında uzanan ‘U’ planlı yapının ortasında geniş koridorlar bulunmaktadır..
Bu koridorların iki yanına da geniş ve yüksek tavanlı odalar dizilmiştir. Binanın iç avlusu kuzeye, deniz cephesinin köşeleri merdivenlerle yükseltilerek binanın güneyine yerleştirilmiştir. Beş katlı yapının her katında bulunan uzun koridorlar çevresine büro olarak kullanılan odalar sıralanmıştır.
Yapının avluya bakan cephesi sade olarak dizayn edilmiştir. Bina, her biri 21 metre uzunluğunda buharlı şahmerdan ile çakılı 1100 ahşap kazık üzerine oturtulmuştur. Binanın strüktürü bu kazıklar üzerindeki kazık ızgarasında Hereke’den getirtilen açık pembe granit taştan yapılan temel üzerinde yükselmektedir.
Zemin ve asma katta kullanılan taş cephe kaplaması Lefke - Osmaneli taşından olup zamanla eskiyerek koyulaşmıştır. Bu taşlar yeniyken açık nefti sarı renkteydiler ve orta sertlikte kolay işlenebilir olmaları nedeniyle tercih edilmişlerdi. Kuzey cephesinin (Selimiye tarafı) bazı yerleri taş kaplama, bazı yerleri ise sıvalıdır.
Bina inşaatında yaklaşık 2500 metreküp Lefke taşı, 1300 metreküp beton, 1140 ton demir, 520 metreküp kereste, 1900 metreküp sert ağaç ve çatı kaplaması için de 6200 metreküp arduvaz kullanılmıştır.
Önce odaların tavanları kalemişi nakışlarla süslenmiş iken sonradan bunların üstü sıvanmış sadece bir ‘permi odası’nda orijinal kalemişi süsleme günümüze kadar kalmıştır. Tavanın dört köşesinde TCDD amblemi olan kanatlı tekerler orijinal hali ile resmedilmiştir.
Binanın köşe kulelerinde üst katlara doğru küçük dairesel planların egemen olduğu mekanlar bulunmaktadır. Kulenin zemin katı kaburgalı tonoz, üst katlarının arasındaki mermerlerin arası çapraz tonozla örtülerek bina doğu ve batı yönünde genişletilmiştir.
Bazı kısımlarda kullanılan özel tonozlar dışında binada volta tonozlar kullanılmış, binada bulunan tüm demir merdivenler dolama dal desenleriyle bezenmiştir.
Yapının denize bakan kısmı neorönesans tarzda düzenlenmiş olup, 19. yüzyıl seçmeci üslubunu yansıtmaktadır. Binanın ahşap dikdörtgen pencereleri bulunmakta ve binanın boş cephesini geometrik ve bitkisel bezemeler süslemektedir.
Ancak binanın doğu-batı cephelerinin bazı kısımları sıvayla kaplı olmakla beraber, deniz yönünün köşeleri ve çeşitli yerleri plasterler, kornişler, üçgen alınlıklı pencereler, korkuluklar barok düzenlemelerle zenginleştirilmiştir.
Gara, güney yönündeki merdivenlerle yükseltilmiş bir platformdan girilerek peronların bulunduğu iç avluya girilmektedir. İç avluya açılan salonun tavanlarıyla duvar kesişim yerlerindeki bezeme ve vitraylar dikkat çekicidir.
Bina, herhangi bir yönünden gelebilecek kuvvetleri kontrol altında tutabilmek amacıyla temelleri üzerinde çelik karkaslar taşıyıcı ve bölücü duvar olarak inşa edilmiştir. Binanın çatısı ahşap Alman mimarisinin bir özelliği olan dik çatı şeklindedir.
Cumhuriyet Hükümeti, göreve başladığından itibaren bazı kurumları kamu malı sayarak bünyesine bağlamış ve yeni yönetmeliklerle bu kurumları işletmeye başlamıştır.
Haydarpaşa Garı da bu kurumlardan biridir. Cumhuriyet Hükümeti tarafından, yapının eski hali aynen korunmakla beraber, binanın ihtiyacı olan onarımlar yapılmış ve yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bina yapılışından itibaren uzun süre hiçbir onarım görmediği için, vapur ve buharlı lokomotiflerin çıkardıkları isler, yağmur ve kar suları, denizin oluşturduğu nem zayıf yapılı kumtaşından oluşan binanın dış cephesine oldukça önemli ölçüde zarar vermiştir. Dış cephedeki süsleme amacıyla yapılmış geometrik ve çeşitli bitkisel motifler zamanla neredeyse yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır.
Sanatseverlerin ve devletin ortak çabasıyla bu yok olmakta olan nadide eserleri tekrar gün yüzüne çıkarmak için uzun çalışmalar yapılmış ve bu çabaların sonucunda da yapı eski güzelliğine kavuşmaya başlamıştır.
Gara, 6 Eylül 1917 yılında İngiliz casusu bir Ermeni sabotaj düzenlemek istemiştir. Garın tarihindeki diğer bir önemli olay ise, 1979 yılında ‘İndependanta’ adlı bir Romen tankerinin denizde infilak edip, 15 gün yanması sonucu binanın çok zarar görmesidir.
Çeşitli dönemlerde restore edilen gar binası, tarihi güzelliği ve özelliği ile halen İstanbul’un Anadolu ulaşımında mihenk taşı olarak görevini sürdürmektedir.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.







Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın