Haydarpaşa Tarihi

Bazı yerler vardır, kısıtlı bir çevre içinde sadece orada yaşayanlar tarafından tanınır. Varlıkları yalnızca yaşayanlarını ilgilendirir, onu tanımayanlar tarafından adları geçince ya bir anlam ifade etmez ya da hemen unutulur.
Ancak yine bazı yerler vardır ki, büyük bir coğrafya tarafından bir anlam ifade eder. Yalnızca yaşayanları tarafından değil tüm ülke topraklarında yaşayanlar tarafından bilinir, tanınır ve varlığı  mutlaka bir anlam içerir. Haydarpaşa işte o yerlerden biridir. Acaba bu ülkede yaşayanlar arasında,  Haydarpaşa Garı ile öyle ya da böyle bir ilişkisi olmayan kaç kişi ya da  kaç aile vardır? Gar sayesinde, Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile Haydarpaşa’nın adı bu sebeple çok iyi bilinir ve tanınır.
Bugün, Gar artık İstanbul’un içinde yaşayan insanlar tarafından çok da ziyaret edilen mekanlardan biri değildir. Hatta, gelişen teknolojiyle beraber pek çok insanın Haydarpaşa Garı’na yolu bile düşmez, onu, belki yalnızca romanlardan, öykülerden tanırlar.
Haydarpaşa bir mevki olarak önemini sadece garına mı borçludur? Ya da gar yapılınca mı çevresi gelişmiştir? Tabi ki. Haydarpaşa Garı’nın inşasından çok önce meraları, çayırlıkları, mesire yerleri ve deresiyle İstanbul’da yaşayanlar tarafından vazgeçilmeyen yerlerden biriydi.
17. yüzyıl Ermeni tarihçisi Eremya Çelebi Kömürciyan’a göre Haydarpaşa bölgesi Bizans imparatorları için kent çevresindeki önemli yerlerden biriydi. Zira, burada patriklerin eğitim gördükleri bir saray bulunmaktaydı.
19. yüzyıla kadar Haydarpaşa çevresinde çok fazla bir değişiklik olmadığı, çevrede sadece bazı binaların bulunduğu bilinmektedir.
Zamanımızda da bazı değişiklikler geçirmesine rağmen  bazı önemli  binaları ve  özellikle garı ile  anlamını devam ettirmektedir.
Bölgedeki geniş çayırlıklar Osmanlı’nın  Anadolu seferleri sırasında  bir toplanma ve hazırlık bölgesi idi; askerler, hayvanlarını bu çayırlarda otlatmışlardır.
Nizam-ı Cedid ve Sekban-ı Cedid askerlerinin talim merkezi olarak, atlılar Haydarpaşa çayırında, piyadeler Talimhane’de eğitim görürlerdi.
Geleneksel Osmanlı talim ve terbiye düzeni içinde her yıl değişik dönemlerde ama özellikle de bahar aylarında, saray atları süslenerek Haydarpaşa Çayırı’nda halkın sevinç çığlıkları arasında-bir nebze de Osmanlı’nın gücünü ispat edercesine-arz-ı endam ederlerdi. Padişahın gururlu bakışlarıyla izlediği  sorguçlarla süslenmiş atlar,  önce onun önünden geçerek halkın arasına karışırlardı.
III. Murad döneminde 1574-1595 yılları arasında bölgenin nüfusunu arttırmak amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Ancak bu çabalar takip eden dönemlerde devam ettirilmeyince amacına çok ulaşamamış ve Kadıköy çevresinde Haydarpaşa’nın bulunduğu yer  uzun zaman bir sayfiye yeri olma özelliği dışına çıkamamıştır.
III. Selim zamanında da (1789-1807), Sultan’ın emriyle bölgede oluşturulmaya  başlanan sokaklarla bölgeye önem verilmeye başlanmış, 1792 yılında Rıhtım-İskele Sokak Çayırbaşı mevkiinde bir çeşme, III. Selim’in çuhadarı Ahmet Ağa tarafından  yaptırılmış, uzun zaman halkın hizmetinde kalmıştır. Şubat 1845 yılında İzzettin Sokak 126 nolu evde, I. Abdülmecid zamanında Kadiköy P.T.T’si kurulmuş, 1856′da şimdiki Askerlik Şubesi’nin bulunduğu yerde atlılar için bir tavla yapılmıştır.
Şu anki polis karakolu, zaptiye karakoluydu. Selimiye Komutanı Bedirhan Paşa’nın İstanbul Belediye Başkanı Şamil Paşa’yı 1905 yılında Göztepe’de öldürtmesi üzerine böyle bir şeye gerek duyulmuştu.
1885 yılında da Kuzguncuk-Dağhamam kısmındaki bir yangın yüzünden burada yaşayan Museviler Yeldeğirmeni mevkiine göç etmişler, 1899 yılında da buraya bir Havra inşa etmişlerdir.
1898 yılında Rumlar, Yel Değirmeni Kilisesi’ni inşa ettiler. 1830 yılındaki Pitmann Haritası’na göre Kadıköy-Üsküdar arasında oldukça büyük boş araziler görülmekteydi.
Hünkar İskelesi ve Kavak İskelesi’nin de bulunduğu Haydarpaşa’da , bir rivayete göre, Büyük Konstantin’in bir sarayı vardı.
Zamanla istimlak edilen bu alanlar Harem, Üsküdar, Acıbadem ve Söğütlüçeşme’ye kadar uzanmaktadır. Bu bölgedeki, Haydar Paşa olarak gösterilen birkaç yapıyla beraber bir manastır ve Haydarpaşa  İskelesi yine bu haritada yerlerini almışlardır.
Sonraları değişen koşullar, ihtiyaçlar ve özellikle de yönetim şekilleriyle birlikte, Tanzimat sonrası buraları yeniden hazine malı olarak düzenlenmeye çalışılmıştır. Haydarpaşa çevresindeki bu düzenleme çalışmalarının en iç acıtıcı! olanı ise, 1873 yılında hizmete başlayan İstanbul-İzmit demiryolu yüzünden olur. Çünkü bu inşaat bu alanı ikiye böler, sonraları da çayırın kuzey kısmına gar yapılır.
Gar önünden İbrahimağa yönünde Bağdat ve Anfora otelleriyle, daha ileride de Ziyaeddin Efendi’nin oturduğu Sultan Köşkü  bulunmaktadır.
Sonraları 1942 yılında bu köşk imar planıyla iskana açılmıştır. 1970′de de imar hakkıyla yörede apartmanlar yapılmıştır. 1922 yılında Haydarpaşa civarında çıkan bir yangında dört  yüzden fazla bina yanmıştır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google
Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)