Haydarpaşa’da bulunan en ünlü ve eski mahalledir. İbrahim Ağa Mahallesi’nin tren yoluna paralel uzanan sokağının üzerinden Acıbadem yoluna kadar devam eden bir alanı kaplamaktadır.
Tarihi süreci içinde, İstanbul’un pek çok mahallesinde, sokağında ve caddesinde geçen olaylara sahne olan bir alandı. Bölge sakinlerinin oturmakta pek rağbet göstermedikleri bir mahalle olmasının yanında pek şenlikli bir yerdi. Eskiden su problemi yaşayan İstanbul’un pek çok yerinde olduğu gibi, Paris Mahallesi sakinleri de su ihtiyaçlarını mahallenin köşe başlarında bulunan dönemin varlıklı kimseleri tarafından yaptırılan ve yaptırıldığı dönemin mimari özelliklerini taşıyan çeşmelerden sağlamaktaydılar.
Yolun köşesinde, demir gövdesi dikine duran içme suyu çeşmesi vardı. Çeşmenin başı her zaman kalabalık ve hareketli idi. Çeşmeden pek seyrek su içen olurdu; ama merkeple, sopanın iki tarafına astıkları kovalarla su taşıyan sucular çeşmenin etrafını doldurur, sıra meselesinden çıkan kavgalarda sopalar ve yumruklarla birbirine girerler ve kafa ve göz patlatırlardı.
Pencereden bunları seyretmek günün en heyecanlı saatleri olurdu, diye bahsederler. Mahallenin, farklı dönemlerde ünlü sakinleri de bulunmaktaydı. 1922 yılında burada oturan Edebiyatçı Tahsin Nihat Bey bunların başında gelmekteydi. Tahsin Nihat Bey’in bu mahalleden nasıl etkilendiği yapıtlarında açıkça görülmekteydi.
Ayrıca, Paris Mahallesi’nin bir diğer farkı da birbirine bitişik iki katlı karşılıklı inşa edilen ahşap evlerde Kadıköy’ün genelevlerinde çalışan kadınların oturmasıydı. Bu durumdan dolayıdır ki mahallede kavga ve gürültü pek eksik olmazdı. Bu kadınlar I. Dünya Savaşı’ndan sonra işgal kuvvetleri İstanbul’a girince İngilizler tarafından Galata’daki evlerden getirilerek buraya yerleştirilmişlerdir.
Bu kadınlar, Perşembe günleri, Kadıköy Hükümet ve Belediye Tabibliği’nde zorunlu muayeneye tabi tutulurlardı. Bu kadınların muayenesi sabahtan başlar, zengin olanlar birer ikişer paytonlara kurulur, beyaz şemsiyelerini açarak, bir edayla Kadıköy’e giderlerdi. Orta halli olanlar şık elbiseler giymekle beraber, ikişer üçer kişilik kafileler halinde yürürlerdi.
Fakat bir de üçüncü sınıf kadınlar vardı ki üst baş perişan, ayaklarında takunyalar, sağa sola çatıp, türlü şirretlik yaparlar, zaman zaman saç saça baş başa dövüşürlerdi. Kaldırımlardaki takunya sesleri, şamatalar Paris Mahallesi’nden Kadıköy’e kadar alışılmamış bir gürültü yaratırdı.
Haftanın bir gününe isabet eden bu geçit resmini izlemek için Haydarpaşa yolundaki evlere başka yerlerden pek çok misafir gelirdi. Herkes pencerelere koşar, üzüntü ile karışık bir merakla sokaktaki hareketi seyrederdi. Bu gidişin öğleden sonra aynı yoldan dönüşü beklenir, sabah panoramasını kaçıran misafirler, kafilenin dönüş saatinde pencere önünden ayrılmazlardı. Paris Mahallesi yıllarca bu görevi üstlendi. Daha sonra, bir gece bu kadınlar, kafaları çekip treni taşlamışlar, trenin camlarının tamamını kırmışlardı. Bu olayın ardından da alınan bir kararla bu evler kapatılmıştır.





