Adalar
Adanın hayatında yeri olan parçalardan biri de kuzeyinde, Değirmenburnu’nun yanındaki plaj ve çevresidir. Arkasındaki Halki Palas (otel), kumsalı, yol başındaki Hidiv Abbas Paşa Köşkü bir çerçeve oluşturmuştur. Heybeliadalılar, Abbas Paşa, İsmet İnönü ilk buradan denize girmiş, otel ve köşk zengin/renkli bir atmosfer yaratmıştı. Abbas Paşa aynı zamanda balık tutma meraklısıdır. Bunu verdiği Ada’da genelleşen bir ilgiye dönüştürmüştür.
1925 yılının Kasım ayının birinci günü, 16 yatak olarak açıldı. 30 yıl zarfında sanatoryum, rehabilitasyon merkezi ve yardımcı hemşire okulu, tesisatı ve araçlarıyla modern bir müessese haline geldi. O yıllardan beri, sadece İstanbul’dan değil, memleketin çeşitli illerinden de hastaların, ziyaretçilerin iskelede, Çamlimanı yolunda ada hayatına girmesi bir insani hassasiyettir. Ancak bu geniş sanatoryum tesisi, Çamlimanı’nın kaybedilmesine neden olmuştur. (more…)
1859 yılında 19 yaşında fakir bir genç Heybeliada’ya gelir. Bir süre sığındığı rahip tarafından eğitildikten sonra adanın Çamlimanı güney/batı burnuna ufak bir kulübe yaparak yerleşir. Dünyadan elini eteğini çekmiş yardımsever bir din adamıdır. Duaları kabul görür ve de çok yakışıklıdır. Bu halkın da yardımıyla biraz daha genişletilmiş dini icazet yerine yalnız Ortodokslar değil, Müslümanlar da (özellikle kadınlar) akın etmeye başlarlar. Daha sonra buraya bir kilise ve manastır inşa edilir. Manastır bu keşişin adı ile “Aya Spridon”; kilise “Terk-i Dünya” (ya da tarik-i dünya) olarak anılmaktadır. Keşiş Spridon burada ölmüş ve gömülmüştür. Günümüzde yortu günü dışında pek uğrayanı yoktur.
1831 yılında tesis edilen okul binlerce talebeyi barındırıyordu. Önceleri talebeleri az iken, kısa zamanda sayıları artmıştır. Bu okulda okuyan çocuklarını ziyaret etmek için Heybeliye gelen veliler için Halki Palas başta olmak üzere, dört otel daha yapılmıştı. Böylece adada hareketli bir alışveriş, otellerin getirdiği turistik canlılık yaşanmaya başlamıştı. Aya Tiriada Manastırı ile Ruhban Okulu’nun ayrıca ada hayatında etkileri vardı. 9. yüzyılda (ilmi kariyeri, politikaları ve hatta mezarıyla da şöhret kazanmış olan) Patrik Photius tarafından Teslis (Baba, Meryem, İsa) adına yaptırıldığı kabul edilmektedir (Bkz. I. Konstantinos. Konstantiniade).
*Eski ismi, Çamlimanı’nda çıkan bakır madeninden dolayı “Halki”dir. Türkler tepelerinin biçimine bakarak Heybeliada demişlerdir. Yüzölçümünde en geniş yeri 2500 metredir.*
Makarios, Değirmen, Ümit ve Köy tepeleri ayrı ayrı eserleri ve yaşamları sergiliyor. Günümüzde arazinin %70′i çamlıktır. İgnace Melling’in -fotoğraf sadakatiyle çizdiği- 1819 tarihli gravüründe, o zaman ağaç varlığının çok sınırlı olması dikkate alındığında, kızılçamlarının son yüzyıl zarfında boy attığı anlaşılmaktadır.
(more…)
Eski Rum Yetimhanesi Hristos, yeni adı ile İsa Tepesi’nde bulunmaktadır. 1898 yılında Avrupa’dan İstanbul’a yolcu taşımaya başlayan Orient Express ile turistlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere Tepabaşı’nda Pera Palas Oteli’ni inşa ettiren “Compagnie Internationale des Wagonslits” (Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi) isimli Fransız şirketi, turistlerin yaz aylarında da kalabilecekleri bir otel tasarlamış, en uygun yer olarak Büyükada’nın Hristos/ İsa Tepesi seçilmiştir.
Şirket, “Pirinkipo Palace” adını taşıyacak otelin projesini dönemin ünlü yapılarına imzasını atan mimar Alexandre Ballaury’ye çizdirmiştir. 1898 yılında başlanan inşaat ertesi yıl tamamlanmış, sonuçta ortaya zamanın ölçülerine göre gayet geniş ve görkemli bir bina çıkmıştır. (more…)
Bu geniş kesiti 4625 metre ile Adalar İlçesi’nin en büyük ve en gösterişli adasıdır. Eski isimleri: Prinkipos, Meale Demonesi, Beyadası ve Fetih’ten sonra da “Büyükada”. 569 yılında İmparator II. Jüsten’in burada (eski limanın yanında) bir saray yaptırmasıyla “Prens Adası” ismi kısa zamanda diğer adalar için yaygınlaşarak “Prens Adaları” kullanıla gelmiştir (VI. yüzyıl Bizans yazarlarından Sadranos’un kaydı). Batı literatürü “Les Iles des Princes” deyimini kullanmaktadır. Büyükada’nın eski isimlerinin çoğu “büyük” sıfatı etrafında toplanmıştır. (more…)
Büyükada’nın 9 km güneyinde, 850 metre genişliğinde şirin bir ada. Ege Denizi’ndeki Andros’dan adalara göç eden koloniler bu adaya “Nea-Andros” adını vermişlerdir (Vaspos ou latpos, Vita S. Igna “P. 6. cv 695, 516″ Belsamon Synody Vu con 12 P.6). Bol martısı, adatavşanı ve aylantusları bulunuyor. Doğu yönünde güzel kumsallı doğal bir liman mevcut. Yakın zamana kadar ıstakoz/böcek avcılarının merkezlerinden biri idi. (more…)
Yassıada’nın batısında, Kınalıada’nın güneyinde, 400 m. genişliği, 90 m. yüksekliği olan deniz ortasında yükselen bir piramite benzer. Bu nedenle “Sivriada” olarak adlandırılmıştır.
Ada, 4. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkıyor. Manastır ve kilise harabesi, sahilde yığma taşlardan limancığı ve birkaç yabani incir, zeytin ağacı etrafında bol ada tavşanları, kuzey kıyısında biraz acımsı su kuyusu ile yamaçta küp su sarnıçları vardır. Bizans döneminde keşişlerin icazet, çok defa da sürgün yeridir. Keşişler, sürgünler balık tutmakta, herhalde tavşan da avlamaktadırlar. Yassıada’ya bakan kayalıklardan istakoz ve (kıskaçsız istakoz olan) böcek yakalamaları da mümkündür. Bazen de sarayın veya patrikhanenin zahire kayıkları yanaşıp erzak getiriyorlardı. (more…)
Küçük bir adadır. Eni 185, boyu 740 metredir. Sivriada ile Yassıada,
İstanbullular tarafından “Hayırsızada” olarak da adlandırılırlar. Yassıada, biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan iki Hayırsızada’dan yassı olanıdır. Arazisi düzdür, ancak sahilleri genellikle denize dik olarak iner. Kuzey tarafında küçük bir limanı vardır. Yassıada’ya şekline göre eski devirlerde “Plati” adı verilirmiş. (more…)

