Bebek
Katolik Yetimhanesi yakınlarında 1571 tarihli eski Kavafyan Konağı’nın ayakta duran ( ama dik durmayan ) harem kısmı görülebilir. İstanbul’un bugüne kalmış en eski konağıdır ve 1751’de yapılmıştır. Odaların ortadaki sofaya açıldığı tipik konaklardan biridir. Bazı tavan ve duvar süslemeleri da hâlâ görülebilir.
Arnavutköy’de Akıntıburnu’ndan başlayan ay biçimi koyun ilk büyük binası Beyhan Sultan Sarayı idi. Bu saray daha sonra Boğaziçi Lisesi olmuş, 1953 yılında da A. Menderes zamanında yol için yıktırılmıştır.
Apartmanların, villaların istilasına uğrayan Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan Köşkü’nden sadece küçük bir müştemilat binası kalmıştır. Şimdi burası küçük bir koruluk içinde site halindedir.
Arifi Paşa Köşkü’nden günümüze hiçbir eser kalmamıştır. Koru Ayşe Sultan Korusu’nda da olduğu gibi çok katlı apartmanlar ve villalarla dolmuştur.
Beyhan Sultan Sarayı’nın arkasındaki tepede İzzetâbâd Köşkü ve Abraham Paşa’nın köşkü bulunuyordu. Her ikisi de ortadan kalkan bu köşklerden İzzetâbâd Köşkü bir şirket tarafından yeniden inşa edilmiştir.
Çırağan, Büyükdere/Fuat Paşa otelleri zincirinde, Bebek Oteli, Boğaziçi Rumeli yakasının üçüncü yalı otelidir. Bebek Koyu ortasında, Bebek-Rumelihisarı yolu no: 113-115, zemin katı lokanta+4 kat kagir, inşası 1965’dir. 47 odası, 95 yatağı bulunan otelde bar ve terasta bir kafe mevcut.
Bebek Oteli ile sahil kornişinin, apartman tarzı sahilhanelerin yeknesaklığını gideren bu 91 nolu, iki katlı yalı/köşkü oldukça şirin. Duvarları betonarme olmasına rağmen, ahşap kordeleli saçağı, beyaz boyası ve şale sitiliyle bir muhabbetkuşu gibi. Bu sahilin eski günlerinden hafif bir esinti getiriyor. Aslında, birkaç sayfa evvel kaydettiğimiz muhteşem yalılardan kalan arsa üzerine, 1968’de İsmet İnönü’nün yaverlerinden Fikret Yüzaltı tarafından yaptırılmış. Girişi ve taksimati hareketli ve çok kullanışlı. Holden basamaklarla, akvaryum gibi, deniz üzeri salona iniliyor.
Tekrar zaman içinde gidip geliyoruz. Uçup giden bir yalı da Hekimpaşa Yalısı’dır. Mareşal Motkr, bu yalının set set bahçelerinden ve içindeki güllerden övgü ile bahseder.
Dizdaroğlu’na göre bu yalı Bebek Vapur İskelesi civarında, üç birimden oluşan saray yavrusu pembe bir yalıdır.
“Şair Abdülhak Hamit, orta yalıda dünyaya gelir. Büyükbaba Abdülhak Molla aynı zamanda Bebek’teki bu Hekimbaşı Yalısı’nın biricik sahibidir. Hekimbaşılık, Abdülhak Molla’nın sarayda bir numaralı hekim olmasından ileri gelmektedir. Bu arada zeki ve usta büyükbaba Abdülhak Molla, müstebit, kan dökücü, aynı zamanda reformist, bestekar, şair Sultan II. Mahmud zamanında hepi topu oniki kere evlenmiştir! Torun şimdi Hekimbaşı Yalısı’ndaki özel odasında altın kakmalı beşiğe yatırılmış, mışıl mışıl uyumakta. Atlas yorganı elbette sim işlemelidir… fırtına durmuş, ay ışıklı parlak bir kış gecesi başlamıştır….”
İstanbul/Boğaz yazarları, bu bahçeli, seralı, korulu, kayıkhaneli muhteşem yalı ile yine Abdülhak Molla’nın Küçük Çamlıca/Çilehane yanındaki köşkünün yıkılıp, kayboluşuna haklı olarak yanıp durmaktadırlar. Bazıları da “Hayal olmuş Hakikatler”i dile getirirler.
İskele karşısından Etiler’e çıkan İnşirah Vadisi de İstanbul’un önemli parçalarındandır. İki tarafta koru, yapı üslupları bakımından önemli köşkler, yolun solundaki tepede, Zincirlikuyu’dan başlayan uzun caddeye ismini veren Nisbetiye Köşkü, orijinal durumunu birçokları gibi kaybetmesine rağmen, burada siteler, apartmanlar inşa edilinceye kadar durmuştur. Yolun sonunda Rum Kilisesi önünde İstanbul’un en muhteşem çınarlarından biri boy gösterir.
Ana caddeden 100 metre kadar sonra İnşirah Sokağı ile Meygede Sokağı köşesinde Ayios Haralambos Rum Ortodoks Kilisesi yer alır. Dikdörtgen planlı, duvarları yığma taş, damı kiremitli, kilise çepeçevre dar bir avlu içinde. Beton çan kulesi 1962 yılında ilave edilmiş. Kuzey avlusundaki beş mezarın tarihleri 1883’den 1907’ye kadar uzanır. İlk kilisenin oluşumundan 61 yıl sonra buraya defin yapıldığı görülüyor.
Buradaki derin vadinin güney yamacını kaplayan geniş bir arazi Fransızlara ait iken, mahkeme kararıyla vakfa intikal ediyor. Lazeristler burada bir okul açmışlardı; her dinden zengin ailelerin çocukları okurdu ve 7-8 dil öğrenirlerdi. Zengin Rum aileleri de Aya Haralambos Kilisesi’ni inşa ettirmişlerdi.
Sultan II. Abdülhamid Bebek sırtlarındaki muhteşem araziyi Fransız misyonerlerine tahsis eder. Onlar burayı bayındır hale koyarlar. Misyonerler ölür, yerleri boş kalır. 1956’da ciddi bir yangın atlatır. 20 dönüm arazi içinde Lazarist kilisesine ait manastır binası 1980 yılında yeni bir hayata girer; Saint Benoit Lisesi Vakfı’nın misafirhanesi olur.
Yokuşun solundaki çıkmaz sokak ve uzun merdivenler, manastırın bulunduğu yüksek avluya ulaşıyor. Solda saat kulesi büyük taş bir yapı. Manastır son 14 yıldır otel statüsünde kullanılıyor.

