Galata

GALATA

Galata’nın sınırlarını belirleyecek olursak: Haliç’in kuzey sahilinde Kasımpaşa Deresi’nden başlar, yukarıya doğru uzanan sırtlarda Galatasaray ve Beyoğlu’nun bulunduğu mevkii de içine alarak Tophane’ye kadar uzanır.


Galata İsmi

Tarihiyle ilgili ilk bilgilerin Bizans’ın erken dönemlerine uzandığı Galata’nın adı konusunda, kuruluş yıllarına dek götürülen çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bizans’ın ilk yıllarında asıl kentten Haliçle ayrılan bu kısma “Peran an Skais” denildiği, “karşıda” anlamına gelen “Peran” kelimesinin de önceleri Cenevizliler tarafından “Galata”, daha sonradan da Levantenlerce “Beyoğlu” için kullanılır hale geldiği belirtilmektedir.


Bizans Döneminde Galata

I. Constantinus zamanında (324-337) bir sur duvarı ile kuşatılmış olan Galata’nın içinde kilise, forum, hamamlar, tiyatro ve bir de liman ile 431 büyük ev mevcuttu. Ancak bu ilk kasabanın sınırları bilinmemektedir. I. İustinianos da 528′de Galata’da önemli yapılar inşa ettirmiştir. Constantinus’un yaptırdığı Galata surları Haliç ve Boğaz ağzı kıyılarında şehri çeviriyor ve karadan gelecek tehlikeye [...]


Ceneviz Dönemi Galata

I. Manuel Komnenos zamanında (1143-1180) Bizans’tan imtiyazlar elde etmeye başlayan ve Haliç kıyısına yerleşen Cenevizliler şehrin 1204′te Latinler tarafından istila edilmesi üzerine yerlerini  Venediklilere kaptırmışlar ve 13. yy’da da karşı yakada, Galata bölgesine yerleşmeye başlamışlardır. Şehri Latinlerden geri alarak tekrar Bizans idaresini kuran imparator VIII. Mihael (1261-1282) ile 1260′da imzalanan ve 1261′de tekrar onaylanan Nif [...]


Osmanlı Dönemi Galata

Cenevizliler, Bizans dönemindeki gibi bağımsız özerk idarelerini fetihten sonra da sürdüreceklerini umuyorlardı. Osmanlılar ise, İstanbul’un tam karşısında Batı Hıristiyan devletinin kontrolü altında bir kalenin varlığının, yeni payitahtları için her zaman bir tehlike olacağını düşünüyorlardı. Cenevizliler kaleyi teslim edince II. Mehmed, onların İstanbul kuşatması sırasında Bizans’a gizlice yardım ettiklerini ileri sürerek özerkliklerini tanımadı. Bununla beraber, Avrupa [...]


Galata Bankerleri

Özellikle Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin hızlı bir şekilde Avrupa kapitalizminin çarkları arasına girmesi ve buna paralel olarak yabancıların ve gayri Müslim Osmanlı vatandaşlarının daha rahat bir şekilde ticaret hayatına girmeleri ile 1860′larda Galata’da, Avrupa’nın borsalarından farklı, kendine has bir yapıya sahip büyük bir para pazarı oluşmuştur. 1866′da Prusya -Avusturya, 1870′de ise Prusya-Fransa savaşları nedeni [...]


Ceneviz Sarayı

Galata’da, “Piazza” denilen ana meydanın yanında “Palazzo del comune” olarak adlandırılan ve Podesra’nın (Cenovalı idareci) makamı olan bir saray yapılmıştı. “Ceneviz Sarayı” olarak bilinen bu yapının, fetihten sonra varlığını sürdüren Galata-Ceneviz cemaatinin idare merkezi olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
1906-1907 arasında eski biçimi bozulacak surette yenilenmiştir. Celal Esad Arseven, 1913′te basılan eski Galata hakkındaki küçük kitabında, 5-6 yıl [...]


Galata Bedesteni

Bedesten, Galata’da Perşembepazarı Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Galata Bedesteni’nin II. Mehmed  evkafından olduğu genellikle kabul edilir. Fakat Fatih’in Türkçe ve Arapça vakfiyelerinde, bu bedesten ile ilgili bir kayda rastlanmaz.
Galata Bedesteni mimarisi bakımından Osmanlı dönemi Türk sanatının yapı üslubuna ve tekniğine tam bir uygunluk gösterir. Zaten bedesten yapımı da 15-17. yüzyıllar arasında uygulanmıştır; sonradan bu yapı türü [...]


Galata Mevlevihanesi

Mevlevihane, Şahkulu Mahallesi’nde Galip Dede Caddesi’ndedir. “Kulekapı Mevlevihanesi” veya halk arasında “Galib Dede Dergahı” olarak da bilinen Galata Mevlevihanesi, İstanbul’daki ilk büyük Mevlevi kuruluşudur. II. Bayezid dönemi (1481-1512) vezirlerinden İskender Paşa’nın Galata sırtlarındaki av çiftliğinde 1491′de inşa edilmiştir.
Mevlana’nın torunlarından Semai Mehmet Dede’nin isteğiyle kurulan mevlevihane, bir süre sonra Halveti dergahına dönüştürülmüş, ancak 18. yy. başlarında [...]


Galata Köprüleri

19. yüzyılın  ortalarında ticari ilişkilerin artması ve sarayın tarihi yarımadadan Beşiktaş’a taşınması kent içi ulaşımının Eminönü-Karaköy tarafında yoğunlaşmasına neden olmuştur. Yine bu dönemde Avrupa’dan ithal edilen atlı binek arabaları yaygınlaşmış ve böylece Haliç’in iki yakası arasında yeni ulaştırma araçlarına da hizmet verebilecek ikinci bir köprü yapma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Unkapanı-Azapkapı arasında 1836′da açılan Hayratiye Köprüsü’nün [...]