Posts Tagged ‘Balat’
Tarihi yarımadada, Fener’le Ayvansaray arasında yer alır. Haliç kıyısıyla sahil surlarının arkasından iç kısımlara doğru Eğrikapı yönünde yükselen bölgede kuruludur.
Bir bölümü Haliç kıyısına uzanan semtin, sur duvarları dışında kalan kesimleri Ayvansaray Caddesi, Dubek Caddesi ve Demirhisar Caddesi çevresinde gelişmiştir. Günümüzde çok azı kalabilmiş sur duvarlarının ardında ise üç ana bölge yer almaktadır. Bunlar: Ayvansaray’ın üst kısmındaki tepenin etekleri, tepenin üst kesimleri ve Tekfur Sarayı-Eğrikapı yakınlarındaki bölgelerdir. (more…)
Balat’ın tarihi, özellikle Musevi mahallesi olarak Bizanslılara kadar dayanmaktadır. Osmanlılar döneminde de Yahudi yerleşmesi olan Balat; mimari yapısı, içinde bulunan kilise ve sinagogları, esnafı, hamamı ve çarşısıyla sosyoekonomik ve kültürel açıdan İstanbul’un yaşayan semtlerinin başında gelmiştir.
Balat semtinin Molla Aşki Mahallesi’nde, Mahkemealtı Caddesi’nde kurulmuştur. Caminin tasarımının Koca Sinan’a ait olduğu bilinmektedir. Günümüze dek ulaşan, tevhidhane olarak kullanılan cami; tekke bölümü, mahkeme binası ve çeşmesiyle birlikte küçük bir külliyenin çekirdeğini teşkil eder.
Balatkapısı’nın dışında, Karabaş Mahallesi’nde, Vapur İskele Sokağı’nda bulunan kagir bir mabettir. Fatih Sultan Mehmed zamanında inşa edilmiş, 1892 yılında Karabaş Mahallesi’nde çıkan bir yangında zarar görmüş ve yenilenip bugünkü halini almıştır. Yapının duvarları kagir olup yapı fevkanidir. Camiye güney cephesinden girilmekte, sol tarafında çeşme, sağ tarafında cami deposu bulunmaktadır. Caminin giriş katı yarıya kadar fayans ve mermerden oluşup, abdest almak için musluklar bulunmaktadır.
,Haliç’te Balat ile Ayvansaray arasında, Mahkemealtı Caddesi üzerindedir. Kilisenin tarihi 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanmaktadır. Kilise 1583 tarihli Tryphon, 1604 tarihli Paterakis ve 1669 tarihli Thomas Smith listesinde yer alır.
İlk kitabesi, 1833 tarihli olup naosa açılan girişin alınlık zemininde bulunmaktadır, boyama tekniği kullanılmıştır. İkinci kitabesi 1843 yılına ait nartekste eksendeki girişin güney yanında, beyaz mermerden kare şeklindedir. (more…)
Balatkapı semtinde Ayan Caddesi üzerindedir. Kilise 1583 tarihli Tryphon listesinde ve 1604 tarihli Paterakis listesinde yer almaktadır. Kilise 1730 yılı yangınında zarar görmüştür. Kitabesi Patrik I. Konstantios döneminde, 1833 tarihinde restore edilmiştir. Kitabe batı ekseninde, giriş üstünde beyaz mermerden enlemesine dikdörtgendir.
Kilise doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup bazikal plan tipindedir. Kilisenin doğusunda üç nefi kapsayan ahşap ikonostasis, oyma ve aplikasyon tekniğinde geometrik ve bitkisel motiflerle bezelidir. Kilisede bulunan tasvirlerin malzemesi yağlıboyadır.
Balatkapı’dan 500 metre uzaklıktaki mahallenin iç tarafındadır. İstanbul’un bilinen kiliselerinden olan ve eskiden Bulgar Mahallesi’nde bulunan kilise, 16. yüzyılda Ayios Eustratios adlı bir Rum Ortodoks Kilisesi iken 1627 yılında Ermenilere geçmiş, aynı yıl Bursalı Isdeponos tarafından takdis edilmiştir. Kilise ana mihrabın arkasındaki duvar kitabesine göre 1628′de onarılmıştır.
Kilise, Kasım Günani Mahallesi’ndedir. 14. yüzyılda “Aghios Nikolaos” adıyla bilinirken 17. yüzyılda bu adı almıştır. 1640 yılında Balat yangınında büyük zarar görmüş, yeniden yapılmış, daha sonra 1728 yılında tekrar yangında yanmıştır. 1833 yılında külliye yeniden tamir edilmiştir.
Haliç boyunca Fener’den Balat’a doğru giderken sağ kolda, Mürsel Paşa Caddesi ile Balat Vapur İskelesi Caddesi arasında, cephesi bezemelerle dolu bir kilise görülür. Bulgarca “sveti” sözcüğü, Türkçe’de “aziz” anlamına gelmektedir.
Sveti Stefan Kilisesi ilginç bir yapıdır, çünkü malzeme olarak baştan aşağı demirle inşa edilmiştir. Bu nedenle eskiden beri “Demir Kilise” olarak da anılmaktadır. En başta, taşıyıcı strüktürü, yani iskeleti çeşitli biçim ve boyutlarda çelik profillerden oluşturulmuştur. Ama iş bununla kalmamıştır, yapının dış cephelerinde yer alan elemanlar da demirdendir. Bütün dış duvar kaplamaları, pilastrlar (gömme ayaklar) ve pilastr başlıkları, pencere doğramaları, kapı kanatları, kemerle, saçak silmeleri, çatı, çatının kenarı boyunca uzanan parapet (korkuluk) duvarı ile bunun üzerindeki babalar, çan kulesi, bu kulenin dört yanındaki dört balkon ve cephelerdeki çeşitli kabartma bezemeler, inanılması gerçekten güç ama, sadece demirden yapılmıştır. İç mekana gelince, duvarlar, merdivenler, bütün kolonlar ve kolon başlıkları yine demirdendir. Yalnız daha görkemli bir görünüm sağlamak amacıyla, girişte ve ana mekanda duvarların ve kolonların üstleri renkli mermer levhalarla kaplanmıştır.
Kilisenin 19. yüzyılın sonlarında, hemen tümüyle prefabrik olarak Viyana’da üretilmiş olması da ilginçtir. Daha sonra yapının bütün parçaları İstanbul’a taşınmış, arsada önceden hazırlanmış olan temelin üzerine monte edilmiştir. Dünyanın ilk demir döküm kilisesidir.
Sv. Stefan Kilisesi’nin ilgi çekici bir başka noktası da Bulgarların Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparak bağımsız bir devlet kurmak için yürüttükleri mücadelede siyasal simge olması, bağımsız bir Bulgar Ortodoks Kilisesi kurma çabalarına sahne olmasıdır. Yani Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan Bulgar Eksarhanesi kurma girişimleriyle yakından ilişkilidir.
